maraton etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
maraton etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2015

Bir hayat koşarak değişir mi

733996 474414925959470 431142076 n
Sorunun cevabını biliyorum. Evet, koşarak bir başkasının hayatına dokunmak mümkün.
7 yıl önce "spor yaparak bağış toplamak" amacıyla 5 arkadaşımla birlikte Adım Adım Oluşumu'nu kurduğumuzda bugünleri hayal etmiştik.
Adım Adım ne yapıyor?
Adım Adım, 2007 yılından beri spor aracılığıyla ihtiyaç sahibi STK'lara kaynak yaratıyor. Son 7 yılda, 5.000 gönüllü koşucu, 8 milyon TL bağışı sadece spor aracılığıyla ihtiyaç sahibi 39.000 kişiye ulaştırdı. Tüm bunlar 55.600 bireysel ve kurumsal bağışçının katkıları olmadan gerçekleşemezdi elbette.
2015
Ben ne yapıyorum?
Yaklaşık 10 yıldır uzun mesafe koşu sporuyla ilgileniyorum. Her sene bir yarı maraton (21.1km) bir maraton (42.2km) yarışına katılıyorum. Sıcak, soğuk, yağmur, kar, çamur, her türlü hava şartlarında hazırlandığım yarışlarda kendim için iyi bir şey yaparken hiç tanımadığım insanlara faydamın dokunduğunu bilerek koşmak bana ayrı bir güç veriyor.
Bu yıl da:
* 1 Mart'ta Antalya'daki yarı maraton, 22 Mart'ta Roma'daki maraton yarışlarına hazırlanıyorum.
* Antalya'da Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) için koşuyorum ve bağış topluyorum.
* Hedefim, AÇEV'in Sen De Bu Hayalin Peşinden Koş! Projesi dahilinde, 8 farklı ilde, eğitim hakkından yararlanamamış 1.177 kadına, temel ve teknolojik okuryazarlık eğitimlerinin ulaştırılmasına katkı sağlamak.
Bu nedenle bu yıl AÇEV'in projesi için sizlerden desteğinizi istiyorum. (Bir kadının 3,5 ay sürecek eğitim bedeli 170 TL)
Çünkü Dünyayı Kadınlar Değiştirecek!
▪ Türkiye'de eğitim hakkından yararlanamamış 5.000.000 kadın var.
▪ Okur yazar olmayan kadınlar toplumsal yaşama katılmakta zorlanıyor.
▪ Okur yazar olmayan kadınlar istihdama katılamıyor.

Bunlar hepimizin bildiği gerçekler fakat kadınların hikâyelerini dinlediğinizde farklı bir anlam kazanıyor. Lütfen siz de 5 dakikanızı ayırın ve kadınların gerçek hikâyelerine şahit olun: >>>
Siz ne yapabilirsiniz?
Bireysel ya da kurumsal olarak yapacağınız bağışlarla bana destek olabilir, temel ve teknolojik okuryazarlıktan mahrum bırakılmış kadınlarımızın hayata katılmalarını sağlayabilirsiniz. Bağışın miktarı herkes için farklılık gösterebilir elbette ama önemli olan bir şekilde katkıda bulunmak.
Ayrıca mesajımın çevrenizdekilere ulaşmasını sağlayarak AÇEV'in projesi hakkında başkalarının da bilgi sahibi olmasını sağlayabilirsiniz.
Nasıl?
Bağışınızı AÇEV'in aşağıda yer alan banka hesap numaralarına yapabilirsiniz. Bağışlar, doğrudan vakıf hesaplarına aktarılmaktadır. Takip edebilmem için açıklama kısmını aşağıdaki şekilde doldurabilirsiniz.
İlginiz ve desteğiniz için şimdiden teşekkür ederim.
Sevgiler, 
Havale/EFT için:
Alıcı: Anne Çocuk Eğitim Vakfı
Banka: Finansbank Elmadağ Şube
Hesap No: 0049405011
IBAN: TR12 0011 1000 0000 0049 4050 11
Açıklama: AA/CUCAN/Adınız Soyadınız
Tek Seferlik Kredi Kartı ile Bağış:
Açıklama: AA/CUCAN/Adınız Soyadınız

20 Şubat 2014

Bir hayat koşarak değişir mi?

6 yıl önce "spor yaparak bağış toplamak" amacıyla 5 arkadaşımla birlikte Adım Adım Oluşumu'nu kurduğumuzda bugünleri hayal etmiştik. Geçen zaman içinde de yukarıdaki sorumuzun cevabın bulduk:
Evet, koşarak bir başkasının hayatına dokunmak mümkün.
Adım Adım ne yapıyor?
Adım Adım, 2007 yılından beri spor aracılığıyla ihtiyaç sahibiSTK'lara kaynak yaratıyor. Benim gibi 1.700 amatör sprorcu son 6 yılda 4.7 milyon TL bağışı sadece spor aracılığıyla ihtiyaç sahibi 26.000 kişiye ulaştırdı. Tüm bunlar 34.000 bireysel ve kurumsal bağışçının katkıları olmadan gerçekleşemezdi elbette.
Yaklaşık 10 yıldır uzun mesafe koşu sporuyla ilgileniyorum. Her sene en az bir yarı maraton bir maraton yarışına katılıyorum. Sıcak, soğuk, yağmur, kar, çamur, her türlü hava şartlarında hazırlandığım yarışlarda kendim için iyi bir şey yaparken hiç tanımadığım insanlara faydamın dokunduğunu bilerek koşmak bana ayrı bir güç veriyor. (326 günlük antrenman maceramın çok hızlı bir haline buradan ulaşabilirsiniz :)
Bu yıl 2 Mart'ta Antalya'da (21.1km) ve sonrasında 16 Mart'ta Barselona'da (42.2km) katılacağım uzun mesafe koşu yarışlarına hazırlanıyorum. Antalya'da Adım Adım koşucularıyla birlikteKoruncuk Vakfı için koşuyorum ve bağış topluyorum. Hedefim Koruncuk Vakfı korumasında olan 5 yaşındaki Melda ve 10 yaşındaki Yağmur'un bir yıllık eğitim ve sağlık masrafı olan 5.600 TL bağışı toplamak ve bu iki kardeşimizin 1 yıllık ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamak.
Koruncuk ne yapıyor?
Koruncuk, ailesi olmayan veya terk edilmiş, kişisel varlığı tehdit altında olan, ihmal veya istismara uğramış, kötü alışkanlıklara karşı savunmasız bırakılmış çocuklar için ”çocuk köyleri” kuruyor ve onlara güvenli bir yaşam alanı sağlıyor.
Siz ne yapabilirsiniz?
Bireysel ya da kurumsal olarak yapacağınız bağışlarla bana destek olabilir, Melda ve Yağmur'un 1 yıllık eğitim ve sağlık giderlerinin sağlanmasına katkıda bulunabilirsiniz. Bağışın miktarı herkes için farklılık gösterebilir elbette ama önemli olan bir şekilde katkıda bulunmak.
Ayrıca mesajımın çevrenizdekilere ulaşmasını sağlayarak Koruncuk himayesindeki çocuklar hakkında başkalarının da bilgi sahibi olmasını sağlayabilirsiniz.
Nasıl?
Bağışınızı Koruncuk Vakfı'nın aşağıda yer alan banka hesap numaralarına yapabilirsiniz. Bağışlar, doğrudan vakıf hesaplarına aktarılmaktadır. Takip edebilmem için açıklama kısmını aşağıdaki şekilde doldurabilirsiniz. Proje hakkında detaylı bilgi ihtiyacınız için buraya bakabilirsiniz.
İlginiz ve desteğiniz için şimdiden teşekkür ederim.
Sevgiler,
Cem Uçan
Havale/EFT için:
Alıcı: Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı
Banka: Akbank – Gayrettepe Şubesi, Şube Kodu: 287
Hesap No: 192700
IBAN: TR48 0004 6002 8788 8000 1927 00
Açıklama: AA/CUCAN/Adınız Soyadınız
Tek Seferlik Kredi Kartı ile Bağış:
Açıklama: AA/CUCAN/Adınız Soyadınız

15 Aralık 2010

Notos'ta soru-cevap: koşmak, yazmak, müzik...


Koşmak, yazmak ve müzik üzerine...
Evet farkındayım, biraz reklam kokan hareketler bunlar fakat yeni mecranın gücünden her blog yazarı gibi ben de yararlanmak isterim.

Şaka bir yana, Başlangıç Noktasına Geri Dön! çıktığından beri hakkında çıkan tek tük inceleme/değerlendirme yazılarından biri geçtiğimiz sayıda Notos tarafından yayımlandı. Aynı sayıda birkaç küçük soru-cevaptan oluşan röportaj da vardı. Biraz biçimsiz de olsa tarayıp buraya koydum. Orijinal hali için bknz. Notos'un bir önceki sayısı.












Aynı sayıda Behçet Çelik de Başlangıç Noktasına Geri Dön! hakkında yazmış. Bu da ilginç bir tesadüf olmalı, çünkü ilk kitabım Bambaşka Hayatlar hakkındaki ilk yazıyı da (dolayısıyla herhangi bir kitabım hakkındaki ilk yazı oluyor bu) Virgül dergisinde Behçet Çelik yazmıştı.


11 Ekim 2010

Uzun mesafe koşucusunun yalnızlığı




Bir maraton daha geride kaldı.

Daha önceki tecrübelerime göre oldukça zorlayıcı oldu. Hedeflediğim zamanın neredeyse 20-25 dakika gerisinde 4 saat 45 dakikada tamamlayabildim.

Maratonun fiziksel olmanın yanı sıra zihinsel bir mücadele olduğunun farkındaydım. Farkında olmak, her zamanki gibi anlamaya yeterli olmasa gerek. Daha doğrusu bu iki temel etkeni birbirinden ayrıştırmak hiç de kolay değil. Zihinsel olarak hazır olmadığım için mi nefesim kesiliyor (daha 12. km'de hem de) yoksa fiziksel olarak kendimi yorgun hissettiğim için mi bu yarışın zor geçeceğini düşünüyorum (daha 12. km'de hem de)? Zaten insanın 4 saat 45 dakika boyunca önünde alması gereken bir yol olduğunda zihninden sürekli farklı düşünceler geçiyor. (Yağan yağmurun, sırılsıklam olmanın tüm bunlarla bir ilgisi var mı gerçekten bilemiyorum; bu defa da sağanak yağmurda bir maraton koştuyorum.)

Uzun Mesafe Koşucusunun Yalnızlığı

Yarışa katılan dört bin civarında insanın önemli bir kısmı (sanırım üç bini) 15 km koşuyor ve Eyüp'e gelmeden yollarımız onlarla ayrılıyor. Geriye kalan bin kişinin de temposu farklılaştığı için bir süre sonra etraf tenhalaşmaya, sokaklar sessizleşmeye başlıyor. Arada bir arkamdan gelen bir koşucunun soluklarını hissedebiliyorum, çoğunlukla da kendi nefesimi ve hiç durmadan zihnimde yankılanan sesimle başbaşayım.

Yağmur ve terden sırılsıklam olmama rağmen son 18 hafta boyunca yaptığım antrenmanlar aklıma geldikçe zihinsel olarak ayakta kalmaya çalışıyorum. Özellikle 30. kilometreden sonra vücuttaki tüm enerji depoları tükendiğinde (sporcuların "duvara çarpmak" dedikleri etki bu) maratonun ne demek olduğu anlaşılıyor. Bu daha çok zihinsel bir mücadele halini alıyor, çünkü öyle ya da böyle ağrı, acı, kramplar peşinizi bırakmayacak. Önemli olan onlara aldırmamak.

Benim "duvara toslamam" tahminimden (ve antrenmanlardaki tecrübelerimden) çok daha erken oluyor. 28. kilometrede ilk yürüyüş molamı alıyorum, zaten ondan sonra da işlerin yolunda gitmeyeceği ortaya çıkıyor. Tam 14 kilometre sürecek bir sabır, inat ve mücadele zamanı beni bekliyor.

Marillion

Bir şekilde bunun başıma geleceğini hissetmiş olmalıyım. Normal şartlarda Emre, Tolga ve Hakan'la başladığımız yarışı onlarla bitirmek gibi bir planım vardı ama Emre ve Tolga geride kalıyor (Emre'nin maraton hikâyesi benzer duyguları kendine has cümlelerle anlatıyor), Hakan ise ilerleyecek gücü bularak beni geride bırakıyor. Dediğimi gibi, hissetmiş olmalıyım. O kilometreye kadar taşıdığım mp3 çalar yardıma koşuyor. Yürümeye karar verdiğim ilk anda çalan ilk şarkı Sweet Child O Mine: Guns&Roses. Şarkı bitene kadar koşmaya karar veriyorum. Nefesimi bir türlü düzene sokamıyorum. Ardından gelen şarkıyı bilmiyorum, bir yenisi... Onu da bilmiyorum. Böyle olmayacağına karar veriyorum. Yürüme molamda Marillion'un tüm albümlerini rastgele çalacak şekilde bir ayarlama yapıyorum. Sanırım kötünün iyisi burada başlıyor.

Bildiğim şarkılar, her biri beynimin bir kıvrımında, anı olarak yer etmiş şarkılar, fiziksel olarak tükenen vücudumu ayakta tutmamı sağlıyorlar. O sırada çalmayacak olanlar: Iron Maiden'dan "Loneliness of a Long Distance Runner" ve Rush'tan "Marathon" da elbette zihnimde, çağrıştırdıkları anılarla birlikte beliriyor. (Bir de tabii, yol boyunca seyrek de olsa, vatandaşlarını desteklemek için dizilmiş Kanadalı, Fransız, İngiliz turist gruplarının tezahüratlarını da unutmamak gerek. Ben ve benim gibi tükenmiş olduğunu bildikleri herkesi en azından kısa bir süre cesaretlendirip koşturabilmek için alkış tutuyor, tef çalıyor, düdük öttürüyorlar. Onların bu ince desteklerine yanıt verebilmek için önlerinde koşmaya başlıyorum, deli gibi alkışlıyorlar). Bir ara, "bu şarkıdan sonra Torch Song çalsa keşke diyorum". İnanılmaz bir şey oluyor ve Clutching at Straws albümünden Torch Song başlıyor. Gerçekten inanılmaz bir şey! 18 haftalık yorucu antrenmanlar, o antrenmanlara karşın beklediğim kadar rahat geçmeyen bir koşunun sonlarında, zihinsel çöküş de gözyaşlarıyla geliyor. Kendimi tutamıyorum, hem gülüyorum, hem ağlıyorum hem de kalan son 2 kilometrenin nasıl geçeceğini düşünüyorum. Sürekli saatimi kontrol ediyorum. Son 6 kilometreyi tamamen yürüme temposunda geçtiğimi görüyorum.

Müzik bir kez daha hayatımdaki yerini bana anımsatıyor.

Gülhane Parkı ve son 800 metre

Gülhane Parkı'na giren koşucular, yarışın sonuna gelmenin verdiği güçle son 800 metrede koşturmaya başlıyorlar. Benim koşmaya hiç niyetim yok, zaten bunu yapabilecek kadar kaslarıma hükmedemiyorum. Hayatımda hiç kramp girmeyen bölgelerimde kasılmalar var. Hatta yürüyebileceğimden bile şüphe ediyorum son 800 metreyi. Neyse ki Selçuk, geçen yılki gibi Bitiş noktasına yakın bekliyor. "Koşabilir misin diyor?" "Yeteri kadar koştum diyorum". Sonra diğer Adım Adım sporcuları alkışlıyorlar, ben de onları alkışlıyorum. Bitime en yakın noktada da Tevhide ve Büşra'yla el sıkışıyoruz. Yarışı bitirdiğim anda başıma neler gelebileceğini kestirmeye çalışıyorum.

Bir yerlere oturup yatmak, dinlenmek, uyumak istiyorum. Aklıma Tolga'yla yaptığımız konuşma geliyor. Her maraton sonrası "bir daha bunu yapmayacağım" diye verilen sözlere karşılık "buna maratonun hemen sonrası değil başka zaman karar verelim" deyişimizi düşünüyorum. Zor da olsa gülümsüyorum. Gerçekten de bugün verilebilecek bir karar olmadığını düşünüyorum.

Benim 4 saat 45 dakikalık yarışım böyle tamamlanıyor.

10 Ekim 2010

Antalya'dan Ankara'ya...



f: Gülben Abla, ben, Selçuk "Mengene" Koçum. Yarışın ilk kilometreleri

Önce Antalya Maratonu'nda 21 km koşu ardından Ankara Dib Sahne'de konser! Yorucu bir hafta geride kaldı ve etkileri yeni yeni ortaya çıkıyor.

7 Mart 2010 günü Antalya Maratonu'nda 170 Adım Adım Koşucusuyla beraber koştuk. Bu yıl, ilköğrenim çapındaki çocukların TEGV'in Mardin Midyat'taki Öğrenim Birimi'nden bir yıl boyunca ücretsiz olarak yararlanabilmelerine destek olmak amacıyla koştum. 21 km'lik yarı maraton yarışını rahat bir tempoda 1:59:53'lük dereceyle tamamladım. Antalya'nın öğle sıcağına rağmen güzel bir koşu oldu. Bugün itibariyle 50'ye yakın bağışçıdan 8.000 TL civarında kaynağın TEGV'e aktarılmasına aracılık etmiş oldum. Tüm Adım Adım koşucularıyla birlikte Türkiye'de yeni bir rekorun da sahibi olduk. Bu yıl 3 Sivil Toplum Kuruluşu için toplam 200.000 TL'ye yakın bağış topladık. Antalya Maratonu'yla birlikte Adım Adım Oluşumu'nun (www.adimadim.org) son 3 yılda STKlara aktardığı kaynak 650.000 TL'yi aştı. Bu rakam, Adım Adım'ı kurarken hayal ettiğimiz bir rakamdı ve buna ulaştığımız için çok mutluyuz. Bizimle birlikte bu oluşuma inanan koşuculara ve bağışçılara çok çok teşekkürler.

Maraton sonrası, yorgunluğu atamadan haftasonu tekrar yollara düştüm. 7pf2p konseri için Ankara yolu her zamanki gibi eğlenceli geçti. Bu kez Bolu Dağı'na tırmanarak şahane yemekler yeme şansına sahip olduk. Yolculuğa sabahın erken saatlerinde başladık ve Ankara'ya daha önceki yolculuklara göre kısa sürede vardık. İstanbul'da unuttuğumuzu fark ettiğimiz klavye krizi dışında her şey yolunda gitti ve ses mühendisimiz Görkem sayesinde daha önce elde edemediğimiz kalitede bir ses elde ettik. Kısacası konser öncesi ve sırasında keyifler yerindeydi. Gece yarısı 12'de çıktığımız sahneden indiğimizde saat 03:45'i gösteriyordu. Tabii ki geleneksel olarak mekân kapanana kadar orada kaldık ve yine her konser sonrası olduğu gibi "Purple Rain"i bağırarak söyledik. Gecenin sürprizi ise otelimizin hemen yanındaki börekçide sabah 05:30 sıralarında yediğimiz böreklerin yanında gelen sıcak, ballı süt oldu.



Sonuçta Antalya'nın yorgunluğunu bağış kampanyasından gelen güzel haberler alırken Ankara konserinin yorgunluğunu da keyifli bir konser ve sonrasındaki lezzetli yemekler aldı. Bir sonraki konseri sabırsızlıkla bekliyoruz. Bakalım neler olacak!